10 04 2012

ferkul

ESKİ BLOĞUMU GERİ, İSTİYORUM!.... ŞİMDİ BURADAYIM::...http://www.siirimsiler.com/ Devamı

18 01 2012

KADIN OLMAK

KADIN OLMAK  |  görsel 1

         (Ev ziyareti ; biraz resmi, biraz gayriihtiyari, biraz mecburiyet… Öğretmenliğin zaruretlerinden biri, tanıma, tanıtma, kaynaşma da denilebilir…)     Bodrum katı; yılların eskittiği bir ev… Merdivenlerden inerken geldi yoksulluğun, yoksunluğun kokusu… Küçük kız açtı kapıyı, boynuna sarıldı, atladı; öğretmenim gelmiş diye, sarıldılar sevinçle, sanki yıllardır görüşmemiş eski bir akraba gibi, teyze gibi, hala gibi, hatta anne gibi… Dün okuldaydılar aslında, bugün kar tatili fırsat çıkarmasaydı ziyarete, biraz zor gelirdi misafirlik… Candan, samimi, böylesine gülümsetebilmek için bir çocuğu, bu kadarlık fedakarlık, değer diye düşündü tatilde televizyon karşısında pineklemek yerine… Halbuki sınıfta bu kadar candan değildi küçük, çekingendi, tutuktu…  Şaşırdı, sevindi …   Kapıda ayakkabıları çıkartırken daha, kim bilir kaç yılın eskittiği kilim desenli halı ve boş duvarlarla birlikte soğuk çarptı yüzüne… Dışarının soğuğu kesemedi içerinin serin kışının bütün azametini… Evin içinde almış baş köşe yerini kara kış, acımasız kış... Zalim kış… Hemen içeriye odaya girdiler, kaçar gibi… Bir kuzine soba, üstünde güğüm, belli ki misafirin hatırına ısınılacak bu gece… Kömür yanacak, soba gümbür gümbür… Yeni yakılmış belli öğretmen gelecek diye… Isıtmış bütün gücüyle odayı… Kimbilir odunsuz kaç kağıt parçası, kaç dakika harcanmış da tutuşturabilmişler sobayı… Annesi bakkala gitmiş, kaçıncı kez ekmek parasını , ikram edeceği birkaç bardak çayı... Devamı

02 01 2012

İki Kitap Bir Hayat

İki Kitap Bir Hayat |  görsel 1

Hayat hikayesi anlatılan kitapları okumaktan pek hoşlanmam aslında… İlkine başlayınca sürüklenip gittiğimi, bir solukta okuduğumu söyleyemem hatta... Ama ikinci kitapla kendimden bir çok parça bulabildiğim, daha çok gerçekçi bir yön bulduğum açık…  Ayşe Kulin’in hayatını sığdırdığı iki kitaptan oluşan romanından bahsediyorum elbette. İlkinde gerçekten canım sıkıldı. Okumayı olduğu kadar yazmayı da seven biri olarak kendi geleceğimden, yazılarımın kaderinden ürktüm. Saygın bir aileden, hem de yine İstanbul’da yaşayarak, kolejlerde okuyup el bebek gül bebek büyütülen, hatta o kolejde okuyan ve çocukluğu boyunca arkadaşlık kurduğu insanların şimdi hemen hepsinin veya çoğunun diyebilirim, medya, gazete v.b her dalda başarı sağlamış olması , kendi yazı geleceğimin çok eksilerde olduğunu, öncelikle küçük bir Anadolu kasabasında doğan, normal bir ailede, devlet okullarında okuyan,hemen hemen çevresinde hiç edebiyatla, yazıyla alakalı kimse olmayan benim için bir yazarlık geleceği olmadığı hissini yarattı… Bütün bu eksiklerimle ve hem de kırk yaşını aşmışken ve hem de İstanbul’da doğmamışken ve hem de kolejlerde okumamış ve saygın denilen çevrelerde büyümemişken nasıl yürüyecek bu yazmak tiryakiliğim, demedim değil… Galiba biraz da kıskandım, kıskanmayı hiç lüteratüründe bulundurmayan bir insan olarak yakıştıramasam da kendime, açıkçası okuyasım, bu parlak hayatın geleceğini merak edesim de gelmedi. Öğrencilerimle kitap okumayı yarış haline getirdik bu yıl. Onlarla birlikte neredeyse haftada iki kitap bitiriyoruz… Ayşe Kulin’in bu kitabını on beş güne varıncaya kadar bitirmediğimi görünce şaşırdılar, onların dikkatini çekti asıl&he... Devamı

20 12 2011

belki bir gün...

belki bir gün... |  görsel 1

    HİKAYE Kalemi aldı eline...Artık yazma zamanı diye düşünüyordu.Bir hikaye. Belki bir başlangıç... Konu..? Yazarsam aşk olmalı, katışıksız sevgi, umut kokmalı, şefkat ve huzur, diye düşündü... Mutlaka aşk olmalı, bir sevda belki çoklu bir sevda masalı, başlangıçsız, sonsuz, öylesine dökülmeli kelimeler, aşka  doğru yol almalı....   Bir kız çıktı kalemin karşısına... Gözleri başka bir kahvenin rengi... Hani her zaman yolbaşlarında karşınıza çıkıveren, bazen sokak ortasında yanyana yürüdüğünüz, herkes gibi, bazen herkesten birkaç adım fazla yürüyen… Saçları uzun, lepiska, derler ya, öylece akıyor omuzlarına, dudaklarında bir masum gülümseme, bakışında sonsuz bir hüzün, yürüyordu kafasında bin türlü hengame.Akşamdan kalan, dünden kalan bir iz düşüncelerinde, yarınların endişesi... Öğrenciydi, sadece okulda değil, yaşamı öğreniyordu, yaşamayı, insanı, bütün yaşamı boyunca öğrendiklerinin tersine bir hayat sunulmuştu önüne… Tam bir şaşırtmaca tam bir kaos. Daha dün en yakın arkadaşının bir yalanı yüzünden rezil olmuştu okulda. Saçma sapan basit bir konuda bile ne kadar kolay bencilce yalan söyleyebiliyor bu insanlar diye düşündü, neden bu iki yüzlülük, değer mi, kırmaya, kırılmaya, yarınlara uyanabileceğini bilmezken, bu kadar kısayken nefes alabildiğin bir yaşamı kirletmeye, değmeli mi küçük yalanlar, sahte yüzler, dostça bakmak varken, her gülen göze kanmak daha iyi değil miydi, kanıvermek...   Annesi aradı o sırada, çabuk gel diyordu, gelirken ekmek al... Baba yoktu, çoktan ölmüştü, o daha yedili yaşlarındayken kapamıştı gözlerini... Devamı

07 12 2011

Yazmak Hastalığı

Yazmak Hastalığı  |  görsel 1

        Mutsuzluğun yazarıyım… Dibine kadar fukarayım, boğaza takılıp kalmış bir yumruk gibi kelimelerim… Bir yerde tıkanık bir su, bir yerde dağ başı yalnızlıkları… Acıyı ve hasreti, aydınlığa ve denize özlemi, bazen sevgiyi ve sevgisizliği, bazen kuyuya düşmüş bir silüetin çaresizliğini, hayatı ve hayatsızlığı, olmamışlığın ve yaşanmamışlığın fakirliğini yazıyorum… Var olmamış sevdaların, bir türlü kavuşulmayanın, ayrılığın, hasretin ve acının, yükün ve yüksüzlüğün ağırlığı bende… Bende ışığı olup da aydınlanmayan evlerin karanlığı, duman tütmeyen bacaların bunğunluğu… Dondurucu kış gecelerinde yere düşençiy tanesi cümlelerim…  Biliyorum kolay iş mutsuzluğu yazmak, okuru gülümsetmek ve umudu dile getirmek, mutluluğun kelimelerini bulmak zor olanı… Belki _ mış gibi yaşamayı bilemediğimden… Belki de var ile yok arasında kalmışlığındandır yalnızlık dediğim adsız kahramanın dili, yaşanmış ve yaşanmamışlıkların, yaşanabilirliğine isyanıdır her yazdığım…  Belki de umudun ellerinden tutmuşluğum olmadı hiç… Hüzün ve acıyı  bildiğim kadar, neşeyi de bilirim aslında… İnsanın içine işleyen gülümselerim de olmuştur çoğu zaman… Yaşadığım kadar küçük anlardan sevinebilen bir insanım halbuki… Bazen kırmızı bir gül, bazen sadece bir güneşin ışığı ve sıc... Devamı

17 11 2011

Bir Adı Olmalı Sevdanın

Bir Adı Olmalı Sevdanın  |  görsel 1

    Yakışıksız bir mevsime açılmış gözlerin.Yakışıksız güneşlerde ısınmış yüreğin.Yakışıksız bir yaşama sevinciymiş seninki hep, boş yere aldanmış, mevsimsiz düşlere salmışsın kendini... Boşa geçti bütün ömrün, boşluğa saldın gittin kendini... Hangi mevsimde ısınırdı ellerin, hangi yalanlara kanardın, hangi eksik şiirde kaldı adın... Hangi mevsimde açar sabah çiçekleri, hangi mevsime kapanır akşamların, unuttun...   Hani papatyaların vardı yere kapanıp ağlayan, bir bir koparak yapraklarını saydığın, seviyor, sevmiyor, geliyor, gelmiyor, derken bitti gitti işte ömür dediğin... Şimdi sevse de hoş , sevmese de bütün yapraklar... Sen sevdayı da yakışıksız mevsimlere saklamışsın güzelim, yakışmalı sevda dediğin... On dördünde  gül yüzlü gün bakışlı kızlarda şimdi, yirmisinde yalansız, katışıksız, saf ve temiz  delikanlı yüreklerde saklanmalı, sevdaysa orada yaşanmalı, sonrası hep yalan, dolan, kadere takılmalı....Yaşanacaksa bir adı olmalı, kadersiz olmalı, elini uzattığın zaman sonrası, olmamalı... Acıtmamalı, kanatmamalı, canından bir can koparmamalı.... Sevdanın da, aşkın da bir yaşı, olmalı, yaşandıkça tüketilmeyen bir meyvesi olmalı, dürüstlüğün, saflığın henüz kaybolmadığı bir mevsimde doğmalı güneş... Sevdanın da bir adı, olmalı....   En baştan belliydi, ta ilk başta salıvermeli insan yüreğini seline, kapılmalı, bırakmalıydı kendini. Ya da tuttun mu bırakmamalıydın ellerini, yüreğinden tutmalıydı sevdiğin, parmaklarından değil... Parmak uçlarında kaldın...Sen öyle yürekli bir sevda görmedin ki, yakışıksız mevsimlerde açtı çiçeklerin, yakışıksız renklerle boyadın hep resimlerini.Ne kırmızılar vardı sana hasret, ne eflatun gökyüzü, ne alacakaranlıklar, gül... Devamı

24 10 2011

Güzel, Ölüm

Güzel, Ölüm   Haberleri izliyorum.Van yerle bir.İnsanlar bir kıyamet günü izini yüzlerinde taşıyorlar.İzlemek bile ne kadar zor, ağır...Her zaman güzel, ölüm: kavramını sorgulamışımdır.Ölümün de güzel_ini dilemek, gerçekten önemliymiş.İnsan yaşadıkça öğreniyor demek ki.Acısız, kıyametsiz, güzel ölüm...   Ölenler kadar orada yaşamak da zor... Zor kavramının realitesi, soğuk bir ağıt, acı... Allah daha beterini vermesin derken, daha beteri olur mu diyeceği geliyor insanın.Daha beterini göstermesin yüce Allah(c.c), demeli yine de.   Böylesi durumlarda yazmak da, söylemek ve konuşmak da, kelimeleri harflerle ve seslerle ifade edip oluşturmak da gerçekten zor.Ama en çok yazılası zaman, diye düşündüm.Yazılası, yardımlaşılası, dua edilesi zaman.Ve birlik olunası en çok...   Allah yar ve yardımcıları olsun.   ferkul   24 ekim2011 Devamı

10 08 2011

KALDIRIM MASALI

KALDIRIM MASALI     Kaldırımlar... En yoğun çocukluğu insanın, koşarken eskittiği, düşerken yıprattığı dizlerini, benliğini, en çok tükettiği kendinde kalan son izlerini... Kaldırımlar, en yorgun ihtiyarlığı, en çok bitkinliği yaşatır taşlarında. Yürüdüm bu gece uzun uzun kaldırımlı sokaklarda.Siyah, beyaz, renksiz taşlar aşina ... Kalabalıklar arasından geçtim, geçtim insanların sesleri arasındaki sessizliğin içinden.Kimi suskun, kimi neşeli bir kayboluş içinde her adımla arkadaş olmuş kaldırım taşlarıyla.Gecenin içinden geçip gittim, karanlıkla aydınlığa karışmak ister gibi... Elinde dondurma bir çocuğa gülümsedim, görmedi bile tebessümü, geçti, gitti.Ve bir dilenci, esrarlı bir şekilde vitrin camlarına tek bir söz söylemeden bakıp, bakıp geçerek yürüdü gitti kaldırımlarda.Bir dondurmacı önünde yığılmış insanlar, sıraya girmiş, iki metre ötede başka dondurmacılar, beklemede, sinek avlıyor.Hayat da böyle değil mi?.. Sıraya girerler kimi zaman, kimi zaman da kalakalırsın kendinle...Yürüdüm, kaldırım taşları benden habersiz, bense onlardan biri... Bir adam, gözleri ufuklarda, bir bekleme telaşı içinde, biliyor ki beklenen, hiç gelmeyendir,onun için beklenendir zaten... Bekletmek gelmeyişin habercisi...   Bir Islık Dilimin Ucunda, Bir Şarkı Tutturasım Geldi, Belki Bir Türkü, elim cebimde, yürüdüm kaldırım taşlarında.Bir iki, kırk , üç yüz... Yürümek dinliği insanın, yürümek, kendini dinleyiş... Yürümek , düşünmekten kaçarken kendine sobeleniş...   Bu sokaklar, bu kaldırımlar, bu insanlar benim, değil!... Ve bu yalnızlık, kalabalık yalnızlıklardan daha zor değil!... Bu şehir benim, değil. &nbs... Devamı

17 07 2011

YAZ(G)I

    Yağmurlarım var sulu sepken, sağnaklarım var sele karışmış, çamurlu, puslu, sisli sokaklarım... Sen Yürümeyi bilmezsin bu sokaklarda: taşa dolanır ayakların, karanlığa karışır yüzün, dolaşamazsın.... Şaşarsın, Düşersin, Yorulursun... Sen benim yağmurumda ıslanamazsın.   Kış nedir görmemiş yüzün, ıslak kaldırımlarda yürümemişsin, zemheri soğuğu değmemiş bile yüreğine... Bir akşam gurubuna karşı durup düşünmemişsin.Gözlerin dalıp gitmemiş, gidip de dönmeyene, uzak gurbetlere sürülmemiş sevdaların... Sen gurbet nedir de bilmezsin. Gurbet dediğin bazen ciğerinden sökün eder adamı... Bazen en yakının gurbettir, yanındaki gurbetindir, bilmezsin.... Kalabalıklar, kabalıklar içinde kulaklarını sağır eden sessizliği duymamışsın... Küfredilmemiş hiç ana avrat, düz gidilmemiş gelmişine, geçmişine... Çarpar adamı buz gibi benim akşamüstü yalnızlığım, üşürsün... Sen Benim Kışımda Yaz, Olamazsın   Kar yağar her mevsimimde. Bulutlu, bulanık her güneşim... Lapa lapa ,öbek öbek karlar geçer başımın üstünden... Her birinde bin keder düşer, düşer toprağıma.... Benim topraklarım ıslak, benim mevsimlerim hep aynı, döner dolaşır bulur beni yine yalnızlığım... Sen benim kışımda yaz, olamazsın. Sen baharda kışı yaşamayazsın.   Yağmur Yağar, Karlar Düşer, Üşür Ellerin... Sen Üşümeye Dayanamazsın... Zordur yaz günü çöl sıcağında titremesi ellerin. Zordur kalabalıklarda tek başına kalıvermek, çöl ortasında ıssız... Zor gelir sana yalnızlığı anlatmak... Zordur yalnızlığı da sevebilmek, senden, kendinden görmek... Zordur mevsimsiz yaşamak, dört mevsim içinde sabahsız kalmak, gecelere sığınmak zordur;  sen uykusuzluğa dayanamazs... Devamı

14 04 2011

VAZGEÇTİM

Yar desem yaren değilsin Benim kadar sevdin mi ki Hep istedin, hiç vermedin Benim gibi baktın mı ki? Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   Dağlarıma yol mu oldun Bağlarıma dal, mı oldun Kederimde var, mı oldun Zor günümde neredeydin? Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   Can desem, canan değilsin Kan,desem kanım değilsin Yar olmadın, kan olmadın Ne desem, benim, olmadın. Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   El uzattım, el mi verdin Yüreğinde yer, mi verdin Düştüm, tutup kaldırmadın Beni sana zul mü sandın? Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   Geçmişinden, geleceğinden Gülünden, dikeninden Baharından, kışından Usandım hep zulmünden. Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   Bir ben, bir sen Saydın, saydım, iki  mi etti, Ne sen, ne ben, biz  mi etti ? Bir yüreğe sığmadık ki!.. Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   Ölüm gelse başucuma Azrail'im sen olsan da Al bu canım sana feda Diyemedin, demedin ki!... Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   Su kurur, toprak kayar Yağmur yağar, güneş doğar Gün olur devran döner Sevda dediğin de biter.... Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden     Hep ben, ben dedin Bir gün olsun sen, demedin Yüzün dönüp hiç gülmedin Vere vere ben, tükendim... Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden   Kalemime kan bulaştı Gözlerime yaş bulandı. Dilimde tat mı kaldı, Veremezim Can, Mı Kaldı?   Vazgeçtim Gayri, Vazgeçtim Senden       ferkul 7nisan2011 00:22 ... Devamı