30 09 2010

Nasıl mutlu olunur?...

          Zorlu bir gündü... Bir tanıdığım intihar etti bugün, her gün görüştüğün, ara sıra hal hatır sorduğun biri... Durgun, kendi halinde, işyerinde her zaman birlikte çalıştığınız, selamlaştığınız bazen bir bardak çayı paylaştığınız, ama hiç bir derdi, kederi paylaşamadığınız, birbirinize hiç bir şey katmadan, öylesine geçip günlerin içinde var olan ama olmayan biri... Bir insanın hayatına son verecek kadar kederli ve çaresiz olabilmesi, bu kadar zayıf olmak için nedenleri de olsa, ne kadar kötü!... Bu kadar mı önemli mutluluk, huzur, var oluş?.. İlle de mutlu mu olmalı insan ?.. Neyi yaşarsak yaşayalım, hangi şartlarda olursak olalım, hayat devam ediyor, etmeli, bir küçük mum ışığı da yeter bazen aydınlanmaya, bir sabah güneşi, bir çocuk gülümseyişi... Elbette hiç bir problemi ve kederi, yaşamda düşlediğimiz hiç bir pembe rüyayı geri getirmez ama, ille de çaresi vardır her bir çaresizliğin... İlle de mutlu mu olmalı, sağlık, var olanlar neden yetmez, neden bu kadar doyumsusuz?.. O kendini öldürdü, biz çalışmaya devam ettik, bir iki ah, vah_tan sonra günlük düzeninde yürüdü her şey... Bir garip göçtü gitti, sanki kendi kendine el salladı, vedalaşmadan sessizce çekildi, garipti, garip öldü, biz devam ettik yaşamımıza... İyi mi etti sanki, şimdi rahat mı, kurtuldu mu, kurtulacağını mı sandı, mutlu mu?... Bütün gün boyunca düşündüm... Çalışırken, gezerken, üzülürken, yürürken, konuşurken... Böyle günlerin akşamında beynim saatlerce fizik çalışmış gibi doludur, saatlerce konuşup hiç susma... Devamı

19 08 2010

piknik

                     SÜLALE        (Temmuz ortalarında yazdığım bir yazı ) Bugünlerde hep tamam artık, bitti dediğim değerleri, yaşama ve insana dair yanılgınlığımın yanlış olduğunu, hala var olan bazı değerleri ve sevgiyi, yakınlığı, sıcaklığı, yaşayan insanlar olduğunu, sanki bana anlatmak için önüme bir halı gibi serilmiş güzellikleri yaşıyorum... Ve umudum artıyor gitgide, hayat,bağlılık kelimelerinin anlamları üzerine, yaşama sevinci adına, sevgi ve insanlık adına atılan adımları gördükçe daha bir kılıç kuşanıyor, seviyor, seviniyor  insan... Güzel bir etkinliğe katıldım bugün... Dün akşam aldığımız bir davet adına, bir piknik; aile toplantısı... Hani bilirsiniz eski Türklerden beri bir gelenek haline gelen sülale, kavramı, aile ismi, lakabı kavramı vardır... Annemin de böyle bir lakabı var... Antalya yakınlarında küçük bir ilçe benim memleketim; Bucak... Durna_lar sülalesini tanıma, kaynaşma, akraba ve aile birliğini sağlama hedefiyle düzenlenmiş bir piknik. Duyduğum anda artık bu unutulan kavramları hatırlayan ve bunun için emek harcayarak bu toplantıyı hazırlayan kişilere bir katkıda da ben bulunmak için gitmek istemeseler de ailemi zorladım... Ve gittik... Ömer Durna... Yüreği güzel, kalbi dostluk için atan biri, sevimli, cana yakın tavırlarıyla, candanlığıyla, merakıyla karşıladı bizi; hangi Durnalardan 'sınız?...Tebrik ettim kendisini, keşke bu tarz etkinlikleri planlamayı ve hatta katılmasalar da desteklemeyi hedef alan, akrabalık ilişkilerinin sürdürülmesi ve devamı adına adım atan böyle insanlar olsa hep, bitmese, tükenmese.... ... Devamı

27 07 2010

KUYUDAKİ KADIN

  Git Gidebildiğin Yere, Deniz Aynı Deniz, Su Aynı Su, Bulanık... ! Nereye gitsen kendini de götürüyorsun aslında... Dağ aynı dağ, deniz aynı deniz, dalga desen dalga değil!.. Sen desen, SEN_in değil!... Her şey yerli yerinde, sen aynı sen, bütün renkler siyah!.. Ne kadar yaklaşsan uzak bütün yakınlar, gökyüzü senin değil!... Gitsen gitsen her yerde Sen!... Ne kendinden kaçabilirsin, ne biriktirebildiklerinden... Deniz olsan, dalgan yetmez kıyıya vurmaya... Dalga olsan gücün yetmez kıyıda kalmaya!.. Gelir arkandan senden büyük bir tanesi, sürükler, alır götürür yine geri... Taş olsan taşlığından utanırsın, fırlatıp atamazsın kendini kıyıya, gömülemezsin bir kum tepeciğine, saklanamazsın, saklayamazsın kendini... Alsan götürsen seni, bir bilinmez dünyaya katsan aşını, tuz olmazsın içinde, dağ başlarında akan su olamazsın bir damlacık bile nehre karışabilen, gitsen gitsen tat olmaz aşında... Nereye gitsen, seni götürürsün, kaçamazsın kendinden... Seni sen kılan, senden başkası değil aslında... Kim bu götürdüğün yanında? Ne sana benziyor,  ne senden başkasına, bir başka ben taşıyorsun yüreğinin her atışında... Biriktirdiğin ve taşıdığın yük senden başkası değil... Nerede başlayıp nerede biteceğini bilmediğin bir hayat yaşadığın... Düşün ki sıyrıldın içindeki ve dışındaki bütün kalabalıklardan, yürüyorsun, yön belli değil, sokak belli değil, yürüdüğün yol, belirsiz...  Belirsizlik deryasında yüzüyorsun; yaşarken, ölüyorsun... İstediğin böyle bir şey miydi, böyle bir şey mi sevgide aradığın, kendini sevmek dediğin böyle bir şey mi, yol boyu yanında yür&uu... Devamı

07 07 2010

CEVDET

                            CEVDET Aslında masumiyet elimizde, avucumuzda kalan son şans ve tek cevherimiz... İnsan yaşayıp gördükçe, anladıkça en yakınından başlayarak kaybediyor, kaybettiriyor, kaybediliyor safiyetini... Zamanla anlıyorsun ki hiç masum değiliz... Hiç birimiz masum değiliz, ben de masum değilim, sen de, sizler de hiç masum değilsiniz!...  Uzun bir süre önce mahallemize, karşı apartmanın alt katına taşınan yeni komşuları çalışma ve yaşam koşularının arasında fark etmemiştim... İki yaşlarında bir oğlu olan küçük bir çekirdek aile... İşe gelirken ve giderken önünden geçtiğim balkonlarından'' ferkul, napıyon!.'' diyen minik sesi gülümseyerek esip geçtiğimi anladığım gündü,  dün... Bütün yıl boyunca hiç aksatmadan, benim her gelişim ve gidişim sırasında usanmadan bütün samimiyetiyle selamını eksik bırakmadı hiç. Ve ben her gün onu duydum, gördüm, bakmadan geçtim...  Sanki farklı bir gündü, kendimden esirgediğim bir kaç sözü ve zamanı kendime hediye edip, kendim için bir şeyler yapmak, kendimi unuttuğum yerden alıp kurtarmak adına yola çıkıp eve dönüşümün hikayesinin bittiğini sandığım bir gün... Geçiyordum, yine o saf ve temiz, hiç bozulmamış sesiyle''  ferkul,  napıyon ''',  el salladı... Gülümsedim cevap verdim, '' Cevdeeet, iyiyim sen napıyonn!''... Annesi mahcup, bu her geçişte sizi rahatsız ediyor, demez mi!..  ''Hayır !'', dedim, ''ben Cevdet'i seviyorum!'' ..  Sahi... Devamı

20 06 2010

RESİMSİZ

  Canım sıkılıyor Bugün  Sen gelsen Varmışsın gibi Hep olmuş gibi Birlikte yaşlanmış Yaşamış gibi Derinden ve içinden Sevdayı Dostluğu Kardeşliği... Birlikte otursak Bir kaç yudum İçsek bir bardak çayı Paylaşırmış gibi Hayatı Paylaşırmış gibi Hüznü Paylaşırmış gibi Bir damla gözyaşını. Paylaşırmış gibi Kendimizi. Bir uykuyu Bir rüyayı Bölüşür gibi Anlatsak, olmamışlığı Anlatsak ikimizi Anlatsak Doymasak Konuşmaya Doymasak güne, Bitmese  gece... Zaman dursa Dünya dönmese Ölüm, gelmese... Unutsak her şeyi... Bir an Olsa Olsak birlikte Sevda bizim Aşk bizim Dostluk , bizim Bizdedir en doğru yalanlar Bizdedir  hayatın tüm gerçeği Desek... Desek ki Bütün baharlar bizim Bizim doğan güneş Bütün dolunaylar bizim. Sen olsan Gelsen şimdi... Canım sıkılıyor bugün. canım Cansız bugün... Yudum yudum İçsek hayatı Sayfa sayfa Okur gibi bir kitabı... Sen olsan Olsa sevgi Sende doğsam Senle çoğalsam Sevgi varsa Hayat buysa Sen, olsan Gelsen şimdi. Canım sıkılıyor bugün... ferkul 12nisan2010 ... Devamı

20 06 2010

hayal mi, gerçek mi?

UYANDIM SABAH İLE...   Sabahın en erken saati; güneşin doğma, tanyerinin ağarma vakti... Kırmızıya çalıyor göğün rengi, doğan güneşle, uyanıyor sabah... Bir mucizedir benim için sabahın bu saati, ve akşamüstlerinin  gurubu... Gözlerimi açıyorum bir meltem rüzgarı dokunuyor hafifçe yanaklarıma... Gülümsüyorum... Gülümseyerek uyanmak ne güzel şey!... Yıllarımı aldı donuk bir yüzle sabah aynalarında gördüğüm kadına isyanım... Perdeyi aralıyorum hafifçe, camlar boydan boya yere kadar olunca sanki dışarıdasın hissini veriyor.... Odanın içinde koca bir  deniz.... Birdenbire karşımda mavi dalgalar, uçsuz bucaksız; günaydın diyor... Günaydın ferkul, günaydın!... Yıllara yenik bedenim bu saatte yorgun, ama bu sıcak günaydın sesi, diriltiyor, canlandırıyor, bir dalga olup karışasım geliyor enginlere... Maviliğinde kaybolmak, dalgasında köpürmek... Bir dinginlik hissi, bir huzur, bir yaşama sevinci yüreğimin ta derinlerinde... Hissediyorsan, varsın, yaşıyorsun... Acele ediyorum, gurubu kaçırmamak lazım, dosta ihanet etmemek lazım!.. Hemen çayın altını yakıp çıkıyorum teresa... Kocaman bir teras bu, kanepemi, sallanan koltuğumu koymuşum, akşamdan kalma romanım koltuğun üstünde yayılmış sereserpe... Bir tembel keyfi, ya da ne denir, keyf_ehli terasım... Tam onunla konuşmak,  göz göze gelmek için hazırlamışım balkonu... İşte karşımda, anlatacak ne çok şeyim var, ne çok dert yanışımı, ne çok birikmişliğimi dökmek için yıllara sığdırmışım, bilse kaçar mı, kaçırır mı gözlerini benden?.. Bilmiyorum... İlk kez karşımdakini değil, kendimi düşünmek sayfalarca bir kitap, bir roman yazar gibi içimi dökmek istiyorum... Bazen bir ağaç, bir dalga, bir resim... Devamı

24 05 2010

ŞEHR_İ ŞİİR

  ŞEHR_İ  ŞİİR Sana hiç bir tepeden bakmadım İstanbul, Hiç bir kaldırımında yürümedi ayaklarım, Boğazın kenarında bir çay bahçesinde Yudumlamadım hiç bir bardak çayını... Güvercinlerine simit atmadım Dar vakitlerinde sabahlamadım Hiç konuşmadık gündüz vakti bile Göz göze gelmedik hiç seninle... Bir sabah güneş doğarken Akşamüstleri veya bir vapurda Karşılaşmadı bakışlarımız bir martıyla... Hiç bir gün batımını yaşamadım denizinde Hiç bir gökyüzü, toprağı ,baharı, kışıyla Böylesine büyülü, değil!.. İstanbul, büyük aşkım İstanbul, benim dediğim Yar, dediğim, can bildiğim Hiç bir dalgasında kaybolmadığım şehir Hiç biri, hiç bir tanesi bile Senin kadar sevilmemiştir... Sana hiç bir tepeden bakmadım İstanbul; Adalarında faytonlarına binmedim Hiç bir camiinde selam durmadım Rabbime Hiç bir güneşinle ısınmadı yüreğim Hiç bir yalnızlık yaşamadım kalabalığında... Hiç düşümde görmediğim yarim Hiç bir yaşamamışlığım Yaşatılmamış gerçeğimsin... Görmeden bildiğim Seni uzaktan seven bir yar gibi, Seni gerçekleşmemiş hayal gibi, İçimde yaşattığım, Büyümeyen çocuk gibi Geç kalınmış mevsimlerde yaşatırken Bakir bir kadın gibi, Orda kal, büyüme... Değişme, değiştirme kendini.. İstanbul, hiç bir tepeden bakmadığım şehir Hiç bir kaldırımında yürümediğim şiir Hiç kimse beni sende görmemiştir Bende senin kadar Hiç bir şehir, Hatta hiç bir sevgili Senin kadar sevilmemiştir... f... Devamı

22 05 2010

YAĞ

      YAĞ   Bir sıkıntı, bir sis bulutu, bir karanlık... Boğuluyor gökyüzü, biriktirip biriktirip boşaltamadı bir türlü gözyaşını... Baharı da unutturdu, kışa kesti ortalık....   Bir rüzgar, bir soğuk, bir titreme... Gözlerde, ellerde, yüreklerde, evlerde... Ağlasa, dökse içini, salıverse kendini; birden bire sağnağa dönüşse... Açmış kollarını toprak, onu bekliyor, ne çok beklemiş,ne çok ölüm getirir yaşayana beklemek, ne çok hasret ıslanmaya, bir bilse...   Yağdıramadı  bir türlü gözyaşını ... Yağmadıkça, boşaltmadıkça içindeki kini, bungunluğu, bize bahar, bize güneş, bize sıcak yok gibi....   Yağ artık!..  Sele döndür topağı, ıslansın seninler ağaçlar, çimenler, evler, sokaklar, insanlar... Coştur gözyaşını, yağ da bitsin bu karanlık, bitsin bu soğuk; gelsin artık bahar!..   Yağmur, yağ!...   ferkul   22mayıs2010 ... Devamı