05 01 2010

iyi günler güzel, günler getirir mi

  İyi(!) Günler, Güzel Günler Getirir Mi? İyi günlerdeyiz... Havası senden değil, suyu senin değil... Kimseye benzemez , düşü sana benzemez, gündüzü senin değil... Herkese yabancı, herkes sana yabancı...  Bir günün bir gününe uymaz, saatin sana benzemez, öylesine;  iyi günlerdeyiz... İyi günlerdeyiz(!)... Yağmasa, kuraklık olur, suya hasret yaşarsın; yağarsa sel olur, evler yıkılır, insanlar ölür... Bir damla, ya da karınca kararınca olmaz herşey, olursa çok olur, olmazsa hiç_liği yaşarsın... İyi günlerdeyiz(!)... Siyasiler savaşta, koltuk kavgası saygıyı ve fedakarlık  duygularını hiçe saymış, atmış çöpe onuru... Haber izleyeyim diyorsun, kanlı bıçaklı kavgalar, yolsuzluklar, anasını, babasını,eşini, çoluğunu çocuğunu, aielesini öldüren gençler,tecavüzler, saldırılar, olumsuzluk dizboyu... Bir birine düşman bir nesil...  Dizi izleyeyim diyorsun, aldatanlar, aldatılmışlar, umutsuzluklar, bütün bunlar arasında bir şaşaa, bir şatafat... Neredeyse delirmiş bir insan topluluğu!... Nefret  sokaklardan geçerken evlerin bacalarından içeri girmiş...  İyi günlerdeyiz(!) İyi günlerdeyiz... Terör bir yandan, evde, sokakta, şehir şehir kol geziyor, insanlar arasında bir korku, güvensizlik... Asker , bizim, benim, hepimizin diyen yok,  bana dokunmayan yılan hikayesi...  Almış yürümüş bir umarsızlık herkesi... Açılım ruhumuza işlemiş, daha önceden varmış da haberimiz yokmuş gibi... İyi günlerdeyiz... Kuş gribi, kanser derken şimdi de domuz gribi... Gitgide artan bir  çok ölüm vakası... Ne yapacağını şaşıran insanlar, aşı mı olsam, olmasam, ölür müyüm, yoksa bana bulaşır diye korkudan mı &oum... Devamı

30 12 2009

2010' la

    Yeni bir yıla hazırlanırken;  yeni bir sayfa eklerken hayatın yapraklarına,  geçtiğimiz gün ve yılları saymamak gerekiyor galiba... Ayrımsamamak, ayrıştırmamak...  Öylesine, biteviye yaşamak gerekiyor gibi, her günü ve anı... Bazan günü gününe yaşayan insanları tuhaf ve garip görsek de, herşeyi ve herkesi  fazla ayrıntılarıyla inceledikçe, hayattan çaldığının farkına varıyor insan... Ve her zaman olmasa da, arasıra günü güne uydurmak gerekiyor galiba... Günü gününe, anı, anına... İncelemeden, olduğu gibi...  Bazan da herkes gibi olabilmek...  Herkesin baktığı pencereden bakmak, öyle görebilmek... Ne de çabuk geçiverdi yıllar...Delikanlı denilen zamanlarımızda hala düşünebilir ve hayal edebilirken, daha bir coşkunken duygularımız  2000'li yıllarda nasıl ve ne şekilde bir hayatımız olacağını düşünürdük arkadaşlarla... Kaç çocuğumuz olacak, hangi şehirde yaşayacağız, mesleğimiz ne olacak, nasıl konuşan_düşünen insanlara dönüşeceğiz?.. Keşke komşu olsak bari'ler, bir kitabımız olacak mı hatta, yazacak mıyız yine, yazılmış ve yaşanmış bir hayatı benimsemiş mi olacağız gibi...Sevimli hayaller, meraklar, derken geldik işte 2010'a... Yaşanmış ve yaşanmamış ne varsa hepsi bizim, bizden , hayaller gerçek olsa da olmasa da, hala diri, hala canlı kalabildiyse, sanırım önemli olan bu... Yaşatabilmek umudu... İstemesen de yıllar koşar adım çıkıveriyor önüne,nasıl geçtiğini anlamıyorsun bile çünkü... Bir bakıyorsun, bugün;dün_e dönüşmüş ... Sanki 2009 veya daha önceki yıllardan farklı, on sayısının katlarından biri olduğu için mi, 2000' i daha çok geride bıraktığını anımsattığı içi... Devamı

08 12 2009

http://www.siirimsiler.com/

Bayramın ikinci günü, herkes akrabalık yarışındayken, kendime bir iyilik yapayım dedim, Antalya yollarındaydım... Serin bir kış havası hakimdi güne, güneşe rağmen, içimdeki bungunluğa inat, direnmek için hayatın gailesine, biraz da denizle bayramlaşmak, gözlerime bayram armağanı bir mavilik sunmak için... Antalya terminalinde belediye otobüsüne bindim, ücretimi verdim, bir de baktım ki, ücret kısmında ne göreyim?.. Antalya belediyesi öğretmen ve emeklilere bir hoşluk, bir jest yapmış... Meğer aylardır bu uygulama devam ediyormuş... Öğrenci tarifesi, yoruma açık;  siz deyin öğretmen maaşları öğrenci tarifesine uyduğu için, bu kadar düşük olduğu için, ben diyeyim; öğretene saygı ve minnet göstergesi... Her ne olursa olsun, diğer şehir belediyelerine örnek olsun;  diyorum... Portakal ağaçları sanki yaz mevsimini canlandıran güneşle yarışır gibi, salmış kendini, portakallarını sergiliyordu... Bir tane kopardım tadına bakmak için, limon gibi çok ekşiydi, görüntü resmi içinde konmuş arka fon gibi... Bakmak içinmiş, sadece..   Ve deniz yolunda  bir park havası, fıskıyeli havuz!...    İskele yolunda hala tek tük turistler vardı bu mevsimde bile Antalya'nın kadrini kıymetini bilen yabancılar...Ve satıcılar, tabii buralardan alışveriş yapabilmek, bizim gibi ücretli insanların harcı değil....   ve  liman, hala güneş batmamışken bir sandal keyfi, bu kış ortasında bahar şehrinde en iyi fikir olmalı....   VE  İŞTE     işte hasretim, özlemim, aşkım, deniz, ve dalgalar, bazan ne kadar çok onlar gibi olmak isterim, coşkun, ve köpük köpük kıyıya vurmak...   Yavaş yavaş gün batarken bir resim çizmek; gruba karşı...Ve içinde kaybolmak, seyrederken....   Ve kıyıya vurmuş bir güneş dalgası   ve gün batımı                      ... Devamı

02 12 2009

Bi bilsen....

BİLİR  MİSİN  ? Bir bilsen nasıl üşüdüm, nasıl soğuk buralar... Halbuki ne kar, ne rüzgar.. Havada ıslık çalan bir yalnızlık... Bu buğulu gökyüzünde bir bilsen nasıl suskun gönüller, nasıl durgun her gün... Bir bilsen nasıl konuşulur, nasıl yürünür bu havada, nasıl yaşanır?... Nasıl gülümser insan içi titrerken,  sona ve sonbahara hazırlanırken?.. Nasıl bir hüzünle adımlar sokak taşlarını?...  Nasıl yürünür doğru dürüst yollarda, hiç tökezlemeden, ayağın taşa takılmadan, nasıl seslenilir sevgiliye, sitem etmeden?... Bir bilsen nasıl yağmurlarda ıslanmışım, sağnak sağnak yağarken, dışarıda  yağmur, içeride kuru bir yalnızlık korkusu... Ve bir yanık kokusu genzime kaçmışsa hele, alev alev bir yangın, yağmura teslim olmuşsa... Gözlerimde bir silüet resim; bir hayal, bir gerçek, bir dayanıksızlık, bir ortalığa düşmüş yalnızlık kalabalığı arasında bir ben...  Kendini seçebilmek bunca yokluk arasında ne mümkün?... Gök gürültüsü ciğerimde,  nasıl sağnak yağıyor, nasıl ıslattı beni bu yağmur;  nasıl öksürtüyor, bir bilsen nasıl yağıyorum hayata, nasıl ıslak ellerim... Ellerime yağıyor sonbahar.. Yüreğimden dökülüyor her yaprak; toprağa karışıyor sonra, sarı sarı... Bir bilsen bu yağmur neleri götürdü, neleri getirecek bana, ıslanır mıydın, ıslanır mıydık düşünürken?..  Bu yağmurda ıslanmayı deneseydin, bu ıslak kaldırımlarda yürümeyi, gökyüzü ağlarken gülümsemeyi, inadına dökülmeyi salkım saçak yağmayı... Anlar mıydın ben_i?.. Bilir miydin nasıl zor, zoru yaşamak?... Sokaklar dolusu kalabalık, caddeler dolusu yalnızlık... Bağrı yanık  insanların, kavrulmuş bütün cümleleri... Ve  nasıl sonsuz gibi yağışı yağmurun.. Kanadı kırık bir beyaz guvericinim şimdi... Bilsen uçamayan bir güvercin nasıl konar kuru sonbahar dallarına, nasıl kanatlanır?.. Kırık kanatlar işe yaramazsa, kanatsızlığı yoksayarak yaşamayı beceremezse bir güvercin; ne yapar, ne eder, nasıl bakar gökyüzüne?...... Devamı

23 11 2009

yeni yazım; olmalı_ http://www.siirimsiler.com/

olmalı... VAR_ SA?...Bir sevdiği olmalı insanın... Bakmadan görebilen, konuşmadan anlayan, görmeden....  devamı;   http://www.siirimsiler.com/     da.... Devamı

15 11 2009

http://www.siirimsiler.com/

 ARTIK BU ADRESTEYİMhttp://www.siirimsiler.com/ Devamı

14 11 2009

yeni blogcu fiyaskosu

Hiç sevmedim bu yeni blogcu 'yu.Dün bir baktım taslak olarak kaydettiğim düzenlenmemiş yazı bile en başta...Diğer taslaklar da..Hiç bir şey düzenli değil...Yeni yazımı bir sonraki yazının yerinde görüyorum.Düzeltilmiyor da..Bu ne biçim iş, yapacağınız işi tam yapın!... Devamı

05 11 2009

mevsimin suçu

                                MEVSİMİN SUÇU Mevsimlerin insan karakteri üzerinde çok fazla etkisi olduğuna inananlardanım… Hatta karakter oluşumuna, geçmişi ve geleceği etkilediğine, yarınlar üzerinde iz bıraktığına da… Bence bahar ve yaz üzerine yazılmış o ümit dolu, aşk ve sevgi yüklü, sevecen, aydınlık yazılardan çok kışın bu kısa günlerinde, uzun gecelerinde insanların kaleme sarıldıklarının belirtisi; şiirler, yazılar, denemeler ve romanlar halinde  çokça belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor… O yüzden yazı dünyasında en bereketli mevsim, bu mevsim, en çok okunan ve hissedilenler  böyle günlerde çıkıyor çünkü ortaya…  En çok kendini bulduğun satırlar bu mevsimde yazılıyor…Belki de bu kış kasveti yazmaya itiyor insanı, ne kadar yalnız olduğunun  ve kendini irdelemeye ihtiyacı olduğunun farkına varıyor insan… Ömrün  ne kadar kısa olduğunun da… Çünkü günler ve geceler bir çırpıda geçip gidiveriyor… Bir bakıyorsun, sabah olmuş, bir bakıyorsun gece, haftalar geçiyor bir çırpıda, bir de bakıyorsun ki ay bitmiş… Biraz da ayrılık mevsimi bu mevsim… Herkes işine gücüne gidip gelme koşturmacası içindeyken, kendi kendisiyle ilgilenirken, çevresinde olan ve olmayanları çok fazla düşünemiyor… Koşuyorsun,  yürüyorsun, çalışıyorsun ve unutuyorsun… Kendinle kalmak, galiba bu mevsimin suçu… Yalnızlık, bizim suçumuz değil… Bütün suç kısa günlerde, bu mevsimde desem… Ki dedim bile, kimse alınmasın… Hiç kimse yaşadıklarından ve yaşanmışlıklarından dolayı suçlanmamalı… Bütün suç mevsimlerin bize yaşattıklarında, hissettirdiklerinde… Bu kadar yağmur, soğuk, kar, rüzgar, çalışma telaşesi içinde  bir de gripler var tabi… Domuz gribi, kuş gribi, vs. derken her yıl bir takım virüs ve mikroplar türeyip duruyor… Eskiden neredeydi bu virüsler, merak ediyorum, hiç mi yoktular, adı belli olmayan hastalıklard... Devamı

08 11 2009

KENDİN OLMAZSAN...

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> <!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} --> Bir kalemde silebilsem diyorsun;  her şeyi, dünü, bugünü, yeni bir yarına, yeni bir sayfaya, yeni bir kalemle yazabilsem,  diyorsun… Bir kurşun kalem ve bir silgi,' bu kadar yeter, olmadı yeni baştan yazayım şu yazıyı'... Devamı

31 10 2009

OLUR YA....

 OLUR YA....İnsanlar gülümsüyor, gözlerinde sevinç damlaları… Önümden geçiyorlar, arkamdan geliyor selamları…  Yüzleri ışıltılı, aydınlık bir nur alınlarda, yürekleri sevgi seli… Taş atma oyunu oynamıyor artık çocuklar, çiçek serpiliyor gökyüzüne kahkahalarıyla… Yakalamaca da oynamıyorlar, saklambaç da, kimse kaçmıyor, saklanmıyor  kelime oyunlarında bile… Kimsenin de yakalamaya niyeti yok kimseyi… Hiç kimse kaçmıyor ki,  saklamıyor ki gözlerini… Bak şu yaramaz oğlan bile çekmiyor beyaz  kurdelalı,  kırmızı elbiseli kızın saçını… Küçük kız gülümsüyor oğlana… Ellerinde  rengarenk dondurmalar,  pamuk helvaları lekelemiş yanaklarını, pembe bir mutluluğun resmi bulaşmış oyunlarına… Büyüklerde de küçülmüş bir yürek taşkınlığı, kimsede yalan yok burada; terör yok, saldırganlık yok,  sahtekarlık yok, kimse konuşmuyor kimsenin arkasından, hiç kimse cam kırığı toplamıyor, bütün camlar yere serilmiş, bütün duvarlar yıkık… Bütün sırlar ortada, bütün gizli kelimeler tükenmiş… Neyse o, neysen o’sun burada… Duvar denen bir şey de yok zaten ortada, şeffaf bütün yürekler, bahçeler şeffaf, evler, ağaçlar, dallar, yapraklar şeffaf, sokaklara serilmiş insan coşkusu, yaşama sevinci, ümit seli… Gözlerde bir masumiyet mutluluğu, bir güzel koku yayılıyor benzeri yok, eşi yok, misk_ü amber sanki… Her bakışında, her cümlesinde insanların; sevgi, şefkat, kardeşlik kokusu ve aşk;  kardeşe, sevgiliye, evlada, velinimete, dosta, vefa kokusu… Üzerine yapıştı mı bir kere, bırakmıyor bu koku… Hoş sen de hi&cce... Devamı