13 06 2009

siirimsi

FARZETFarzet; yanındayım... Hiç ayrılmadık,  hiç kırmadık birbirimizi, hiç kırılmadık, hiç ezip geçmedi yıllar üstümüzden... Farzet ki; sendeki ben hala duruyor, canlı, taze, samimi ve temiz ve hatta saf...  Kırmızı kırmızı gülüyor gözleri, mahsun bakışı dalgın, ama umutsuz değil..  Asi değil zamana, insana, yalan ve dolana kanabilir hemencecik... Eflatun açıyor bahar sabahında bahcesindeki güller,  kokusu ta burnunun içinden kalbine süzülüyor leylakların...  Sendeki ben mutlu...Farzet, henüz yağmadı yağmurlar, başlamadı tufan... Esiyor farzet; meltem rüzgarı esiyor saçlarını savuruyor benden yana hem de bu kış gününde , sana doğru , ansızın... Vakitsiz bir rüzgar bu, mevsimini şaşırmış, yönünü kaybetmiş... Şaşırtıyor seni... Şaşırtıyor sokağa dökülmüş yalnızlıkları... İnsanlar da şaşkın,yakıştıramamış sendeki beni sana...  Farzet ki hiç gidişinle kararmadı akşamdan yağan kar... Sis ve kalorifer isi onlar;  matem değil, seninle mateme dönmezdi soğuk kaldırım taşları... Meltem estikçe deniz kokusu ciğerlerine değiyor, üşümüyorsun farzet ; kış geçti bitti, kışın içinde yazı yaşıyorsun... Bahar geldi, mayısa az kaldı farzet ki, yeni doğdun,  sendeki ben, doğmadan vardı zaten sende, farzet...  Farzet ki , iki kişi olarak yarattı seni yaradan...  İki kişi birden ağladık dünyaya açınca gözlerimizi... Farzet ki kamaşmadı, bambaşka yollarda kaybolmadık... Farzet ki hiç yok olmadık, unutulmadı adım...Farzet;  yanıbaşımdan,  üstümden,  altımdan ve köşe başlarından insanlar gülümsemiyor beni gördükçe...  Sendeki beni görüyorlar, sen gülüyorsun, seviniyorsun,  mutlusun... Sendeki sen de mutlu...  Hi&ccedi... Devamı

26 05 2009

silbaştan....

SİL BAŞTAN Ne olur; sil baştan yaşasaydım hayatı, Ne olurdu bahar gelmeden Kışa dönmeseydi mevsimler!... Viran olmasaydı bahçemiz, Talan olmasaydı düşlerim; Ne olurdu dileğin ve istediğince Dönüp dursaydı dünya....Ne olurdu; mümkün olsaydı, yeniden ve silbaştan başlasaydık, delikanlı çağımızda güneşler açtırsaydık fırtınalı sabahlara inat... Ne olurdu ki bir nisan sabahına açılaydı gözlerim ve yeniden doğmuş gibi, yeni doğan bir bebek gibi, yeni yetişen fidanlar gibi yeşerseydi düşlerim... Saf, masum ve hatta yine kahverengi, bakabilseydim gökyüzüne..Ne olurdu yokuş aşağı yuvarlanmadan, dimdik bassaydı yere ayaklarım, tökezlemeden, yıkmadan, yıkılmadan, inebilseydim merdivenleri... Hazır çıkmışken, yukardayken, kendi kendime, bana dönseydim ne olurdu?... Başkası olmadan, kimseyi yaşamadan, ben olaydım da; ölseydim bir mayıs sabahında sonra... Ne olurdu son nefesimi verseydim ağaçlar çiçek açarken, bahara gülümserken... Şu yaşam denilen sele kaptırsaydım kendimi, salıverseydim özgürce soluğumu;  ‘zafer benim, yaşadım!’ , deseydim; yaşadım ve bitti;  kim yaşamış benim kadar?.. Kim başlamış benim gibi silbaştan?... Mutlu, başarmış, yenilmemiş, kaybetmemiş bir yolcu inseydi yokuş aşağı... Dönseydim bana, beni görebileydim aynalarda, küçük ferkul bir roman yazsaydı yine dere kenarında, yeniden başlasaydı, yeniden döneydi dünya; silbaştan... Karıncayı incitmeden, dost, düşman, yabancı, yar demeden, çoluk çocuk bakışıyla gülümseyebilseydi insan denilen mahlukat... Ne olurdu kuş olsam, bir güvercin mesela, yahut bir kumru gibi beyaz...  Gökyüzünde uçaydım güneşli bir bahar sabahında, bulutlar kadar temizlenip, arınaydım... Ne olurdu bir leylek gibi mağrur ve yüksek;&... Devamı

22 05 2009

tatil...

Bir haftadır raporluyum... Ana kuzusu oldum... Kırkbir yaşında bir ana kuzusu... Derdimin, bungunluğumun, rahatsızlığımın depreştiği, kendimi kötü hisssettiğim her zaman aslında burada da sorunlar olmasına rağmen, çocukluğumun geçtiği bu evde huzur duyuyorum... Dinginlik bu galiba... Gelecekle bugünü, geçmişle şu anın içinde yaşarken dinginliği hissediş...Her sabah 11_12 arası kalkıyorum, koca bir tembelim bir haftadır... Evdeki ve işteki koşuşuşturmadan sonra bu birdenbire gelen tenefüs ilk önceleri hoşuma gittiyse de sıkılmaya başladım... Hep çalışan bir bayan olmaktan sızlanırken, şimdi evde olmanın işe yaramama duygusunu yarattığına şahit oldum... Her gün aynı saatte ve geç kalkmak, bol ve rahatça çayını saatlerce içmek, internette dolanmak, perşembe pazarında gezerek tşört ve tayt almak, bir pastahanede oturup kardeşinle bir şeyler içmek, annemin yemyeşil bahçesinde çiçek açmış ağaçlar arasında gözlerine ziyafet çektirmek, küçük yeğeni sevmek, oynatmak, e hepsi güzel de, bir yere kadarmış.... Anladım...  Ben yoğun günler insanıyım, oturup tembellik etmeyi kendime yakıştıramadım bir haftada... Koşmalı, işe, okula, yemeğe, çocuklara, misafire, misafirliğe, yer silmeye, toz almaya...  Hareket sanırım benim yaşam tarzım olmuş ben farkına varmadan bu koşuşuşturmaca yaşamda kendime bir yer edinmişim...Farkında mısınız? Kimi insan tembelliği seçer kendine, her günü düne benzeyen günlerde yaşarken hareketsiz ve üretmeden yaşamayı sever... Bu bazan benim de en çok istediğim şeydir, elimde olsa da saatlerce uyusam, otursam, çayımı rahatca içsem dediğim benim de çok olmuştur...  Ama her an çalışan ve üreten bir insan için bu birdenbire gelen tatil, akan suyun birden bire kesilivermesi gibi bi... Devamı

07 05 2009

KRAL ÖLDÜ...

KRAL ÖLDÜ....Dünyanın bütün babalarını; Ve hatta bütün ata babalarını, benim babam geçerdi... Babamdı,  bir duvar kadar sert,  bir yiğit kadar mert, bir diktatör kadar asi, bir aktör kadar kendini gizlemesini bilen, saklanan, bilinmez bir yolda giden, benim babamdı.... Dağ gibiydi, taş gibiydi, yıkılmaz bir duvar, yenilmez bir güreşçiydi... Dünyanın bütün dağlarını geçerdi, hatta ağrı dağını, ve hatta everesti....  Kraldı, kral gibi yaşadı... Dünyanın bütün krallarından fazla kraldı, o benim babamdı...Kral öldü, krallar da ölürmüş, ama benim babam baharda öldü, ağaçlar çiçek açınca, demiştim, biliyordum; baharı bekliyordu nefesini de vermek için, çiçeklensin istiyordu bahçemiz, çağlalar olsun, erikler tomurcuklansın, çimenler büyüsün, bahar gelsin diye bekliyordu...  Krallar baharda ölür, ben biliyorum siz bilemezsiniz; çünkü sizin babanız bana benzemezdi, benimki bana benziyordu, baharı severdi, çok severdi; sizin babanız benim babamı geçemezdi  krallık üstüne, bahardanlık üstüne...  Benim babam kraldı, baharda öldü...Öldü benim babam... Şimdi yok,  artık dağın başındaki toprağın altında gözleri, oradan bakıyor evimize, evine, oradan gözetliyor hepimizi; sanki şimdi haykıracak; sanki şimdi çıkıp gelecek, annemi dövecek, annem çığlıklarla acıtırken geleceğimizi, o yumruklarıyla yıkacak geçmişi; biz altı küçük yürek, kendimize saklanacağız yine,  içeriye; çok içeriye kaçacak gözlerimiz, korkudan büzüşecek kalplerimiz, babam şimdi yeniden gelecek, hiç kapı çalmadan, öksürmeden, dimdik, duruşuyla yıkacak merdiv... Devamı

21 04 2009

yetinebilmek

Sizler de yapar mısınız bilmem?..  Çok fazla hayatını tahlil eden biriyim... Yaşanılanları, yaşanmışlıkları, yaşanılması gerekenleri, olmayanları, olanları, istediğim ve istemediklerimi hep bir masaya yatırmakla gecti kırkbir yılım... Sanırım yaşamak; yaşadıklarının ve olacakların hepsini birden tahlilatından ibaret... Önce hayaller kuruyorsun, mesela ben 2009 yılında nerede olacağımı çok merak ederdim 89lu yıllarda...  Sonra yıllar geçtikçe hayalllerin yerini emeller alıyor, emellerden de ümidi kesince kabullenişler, yaşlandıkça da kendine yakıştıramadığın bir elbisenin içinde görüyorsun kendi... Halbuki bu elbisenin rengi ne sana uyuyor, ne de bedeni denk geliyor, üstü dar, altı bol, kesimi de tamamen senin tarzın değil...  Ama elde olan bu, yetinmek adına, dolanıyorsun, geziyorsun, yürüyorsun, çalışıyorsun, konuşuyorsun, görüyorsun... Hatta bazan kendini bir başkasını yaşarken yakalıyorsun, şaşırıyorsun!.. ’Bu elbise benim değil’, demek bile bazan fazla geliyor, susuyorsun...  Sadece düşüncelerinde ’ mı’,olmalıydı_lar kaplıyor beynini... Tabii yastığa başını koyup da kendinle baş başa kaldığın anlarda yakıp da yıkamadığın, yıkıp da yakamadıkların geliyor gözlerinin önüne... Tek tek, sıra sıra diziliyor yıllar, günler, haftalar ve bir resim şeridi gibi hayat...İşte o zaman anlıyorsun ki, yetinmek, yenilgiyi baştan kabullenmektir... Yetinmekle baştan kaybediyoruz galiba hayat kavgasında, baştan çekiyoruz beyaz bayrağı ve, teslim oluyoruz... Teslimiyet de bir bakıma kendini akan suya salıvermek değil midir?..  Nereye götürürse götürsün; 'al, beni yüreğimi, ister taşa çal, ister yemyeşil bir dere kenarında biten bir küçük fidana sarılayım,' der gibi, salınmak....Çoğunlukla herkes gibi'yi yaşamaya çalışırken, kendi... Devamı

17 04 2009

Canım yanınca

ŞİİRDEN DEĞİL Kara günlerin  şairiyimAcının bütün dillercesini bilirimYunanca, Rusça, Amerikancaİnsanca, hayvanca, kuşcaDünyanın bütün acılarını ...Yerini, yöresini bilmediğimİnsanları gözlerinden tanırımAcının ortak dilince anlaşınca...Gayet iyidir ilişkilerimDostlarım var on milyonlarcaOnlar da tanır beniKırk yıllık ahbap gibi Bakışınca....Kara günler  şairiyim,Bütün renklerini bilirim acınınKırmızıdır,  pembedirGökkuşağına döner gözlerinBir kere sevmeye görİnandığın bütün masallara inatŞarkılar yalan söylerGüneşin rengi alev gibidirPembeden griye çalar sevdalarıYaz sıcağında üşütür sözleriYarin yüreği mor menekşedirAyrılığı aklını başından alırYerlere serilir yüreğinYapraklar dökülürIşıklar söner bir birKapanır kapılar yüzüneAcının rengi siyahtır...İçeriden bakınca....Ben, kara günler  şairiyimAşinadır yüreğimAcıya, hüzne, tufanaBütün fırtınalar acıdan gelirBilirim , gözbebeğinden tanırım Rengini, dilini,Her biri ötekisinden beterYaşadıkça ölesim gelirAcının bütün renkleri gridirŞairliğim, mısralardan değilŞiirden değil,Acıdan gelir...Acıyla beslenir...Yaşadıkça yazasım gelirYazdıkça nefesim kesilirSevdadandır bütün acılarBir gün bir ömre bedeldirBir güne bütün renkler feda edilirBen şair değilimAcılarım beni söyletir...  Bir güneşe bakarımBir aya,Bir de yıldızaŞairliğim utanır kendindenAcılara kan düşünceSevdaya zan düşünceYazmak zamanı gelir...Can bedenden ayrılıncaÖlesim gelir.Ölesiye yazasım gelir.Acıyla beslenirim.Kara günlerİn  şairiyim ,Bir milyon rengini bilirim,Bir milyon dilini ...Canım yanınca,İçim acıyınca,Şiir yazabilirim....ferkul3nisan2009-23.15... Devamı

05 04 2009

KORKMUYORUM

BEN GELDİM......Buradayım yine... Kelimelerin, cümlelerin arkasına saklanmaya geldim... Yazdıkça çoğalmaya, kalabalıklaşmaya geldim... Karşımda beyaz bir sayfa, yenilikleri eskiye çevirmeyi denemeye, yaşanılmışlıkları süslemeye, süslenmeye geldim...  Sanırım çok paspal günlerimdeyim son zamanlarda, ihtiyacım var belki...  Hüznü sayfalarca anlatmaktansa es geçip direnmeye geldim... Geldim çünkü içimde dinmeyen bir su sesi, çağlayan olup gidiyor git gide çoğalarak, haykırıyor, susturamıyorum...  İçimdeki sesi susturmaya geldim...  Sele dönüşmeden, çamura bulaşmadan, güzellliğini yitirmeden, içinde boğulmadan durdurmalı.... Çok konuşmaya başladı bugünlerde, susmalı, susturulmalı..Buradayım yine... Ayaklarımı yere bastırmaya, güçlenmeye, bileğilenmeye, belki duaya, belki isyana, her şeye, ya da hiç bir şeye karşı tek başıma dik durabilmek için yazmaya, sığınmaya geldim.... Çünkü dağ başlarında unuttum kendimi, ağaçsız, dalsız budaksız, bozkır dağ başlarında....  Sefere çıkıp dönmeyen bir gemide unuttum adımı...  Dalgalar içinde kayboldu adım,  kendimi yeniden bulmaya, yenidenliği yaşamaya, yaşatabilmeye geldim...Buradayım yine...  Küskünlüğüm dağlarca yıllara, bütün kuşları uçurdum, gökyüzünde süzülüp gittiler usulca.... Süzüle süzüle yok olup gittiler göz göre göre.... Seyrettim... Geri döneceklerine söz vermişlerdi halbuki,  dönmediler... Görmediniz, ben arkalarından sürüklendim, saklandım kendimden yıllarca... Yaşamaya da doydum, doydukça inadına peşimden nefes nefese yıllar koşturuyor, yetişemiyorum, istemiyorum... Yine geliyor üzerime üzerime günler, s&o... Devamı

01 04 2009

son bahar

Ben geldim baba dedi, uzattı ellerini, eğildi yatağa doğru şöyle bir… Duymuyordu, gözleri kapalıydı, yavaşça tuttu elini yorganın altından sessiz bir arayışla… O zaman işte açtı gözlerini adam, yarım yamalak bir açıştı, görmek isteyip de göremeyiş değil, bakmadan görmeyi denemek gibi bir bakıştı bu… Ben geldim baba, dedi sana haber getirdim… Bahardan, bahçemizdeki ağaçlardan selam getirdim… Hani yıllardır sen arar haber verirdin ya bana; ‘kızım bahçemizde bademler çiçek açtı, gelmeyecek misin?..  Bu kez geldim baba, bu kez sana haberi ben vereyim istedim, ilk çiçeklerin açışının, ellerinle diktiğin bademlerin çiçeklenişinin müjdesini vermeye geldim baba’, dedi…. Sevincimiz benzeşirdi, çok benzeşen yönümüz olmamasına rağmen en çok ikimizi ilgilendirirdi ya bahar, işte onu söylemeye geldim sırf bu haberi verebilmek için, kilometrelerce yol katettim geldim…  Kapattın yine gözlerini, bak sana ne diyorum, ağaçlarımız çiçek açtı baba, bahçemize bahar geldi!... Kalkmayacak mısın artık, çok oldu yattığın, çok oldu serilişin, dirilmeyecek misin?..  Direnmeyecek misin?Pek sevmezdin sen beni… Umut veren bir çocuk değildim, dağınıklığımla, dalgınlığımla, hassaslığımla, biraz da beceriksizliğimle özdeşleştirememiştin beni...  Kendi başarılı, çalışkan ve hayata karşı benim, diyen duruşuna yakıştıramazdın cesaretsizliğimi belki de... Başbakan olacak kızın vardı senin, kara gözlü Adem’in bir taneydi, bir de daddikgennen... Onlar üzerine bir aile kurmuştun diğerlerinden bağımsız,  içini titretirdi onlara bakışın, yüreğinden gelirdi seslenişin... Onlar da çok özledi ya baba seni, ama Allah bilir ya şu son ... Devamı

26 03 2009

benim değil...

Benim değil…. Bırakın  beni gideyimTutmayın ellerimdenParmaklarım benim değilGittiğim yol,İçtiğim çayBenim bildiğim ev, Yatağım,  yorganımYıkadığım perdelerPeşinden sürüklendiğimBu hayat benim değil… Güneş dursun yerindeSöyleyin rüzgaraEsmesin benim yolumaSaçlarımı vereceğim onaKır saçlarımı alıp götürecekHer bir telinde kırk yılım varHer birinde tek tek öldüğümKırk tel anlatır beni…Yalnızca denizler bilir değeriniGötürsün, alsın varsınSürüklesin , savursun saçlarımıBırakın , gideyim…Gömeyim yüzümü Bir sahil toprağına …Yaşanacak çok şeyim var dahaYapılacak çok işim...Bu şiir benim değil… Tutmayın, bırakın gideyimKalırsam ,  ben değilimBaşka biri olacak yanıbaşınızda Darmadağınık benliğimSuskun, hayın, ezilmiş…Kalırsam ben olamamSaçılırım her yereGaripliğim, gurbetliğim Dökülür sokaklara…Sokaklarınız benim değil…Her yer kanHer yer revanBu ben değilim…Bu benim yüzüm değil… Bırakın dökülsün yaşlar gözümdenBırakın söyleneyim,Mecnun olmuş Leyla gibiDeli çağlayanlar gibiHasretim konuşmaya Dökülmeye salkım saçakKimsem yok toplayacak…Dağılmışım, perişanımBırakın beni haykırayımBırakın beni, Gideyim… Gittiğim yollarda bıraktım umutlarıYalan  bu dünyanın sevdalarıGülmeleri yalanKahkalar bir yudum suİçtiğinde kanatmıyor.Çareyi gitmekte buldumBuralar beni ağlatıyor…Beni dalgalar çekiyorBeni denizler çağırıyor…Bırakın, beniBırakın gideyim… Gidiversem, ansızın Çıksam yolaYürüsem hiç durmamacasınaÇiçeklenir dallarım,Dalgalanır bayrağımMuştulanırım, çoğalırımBuralarda çok yalnızım...Söyleyin bıraksın ben... Devamı