30 11 2008

Mektup Var!....

 Öğrencilerimden inciler;Sevgili öğretmenim,Bugün 24 kasım, öğretmenler günü bir kez daha öğretmenler gününüzü kutluyoruz... Bugün senin en mutlu günün, seni bir kez daha mutlu etmiş olacağız... Seni sevip sayacağız... Sen bize demiştin ben hediye istemiyorum, sadece dersinize çalışın...Ben de sana bir şiir ve mektup yazmak istedim, sevgilerimle,                                                                      Merve.Sevgili öğretmenim,Sizin değerinizi iyi biliyorum, sizi çok seviyorum, siz diğer öğretmenler gibi değilsiniz... Daha eğlenceli, daha çok sırlarınızı paylaşmayı biliyorsunuz... Siz sevgiyi karşınızdaki insana daha fazla veriyorsunuz. Sizinle sırlarımızı, yaşadıklarımızı paylaşıyoruz... Hep beraber eğlenceli dakikalar geçiriyoruz, şarkı söyleyip fıkra anlatıyoruz... Derslerimizi eğlenceli geçiriyoruz... Siz bizim çalışkan olmamız için herşeyi yapıyorsunuz. Her zaman konuları anlamayınca başka konuya geçmiyorsunuz... Şöyle bir sözünüz var; dersi aç kurt gibi dinleyin,acıkmış gibi... Bu sözünüzü çok seviyorum...Şimdi duygularımı satırlara döküyorum... Bu öğretmenler günü sizinle geçirdiğim son öğretmenler günü... Bundan sonra bu özel günde bu sözü kendi dersinizdeymişiz gibi söyleyemeyeceğiz, ama sizi hayatım boyunca unutmayacağım... Siz başka sınıfları okuturken söz veriyorum öğretmenler gününüzü gözlerinize bakarak ku... Devamı

20 12 2008

GAZETE KOKUSU

Ben bugün bir gazetedeydim!....Neredeyse iki yıldır blog yazıyorum... Öncesini sayarsak belki kırk yıldır yazma, deneme ve şiirimsilerle kendi kendimi avutuyorum... Bu,  hani sigara tiryakileri vardır, bırakmayı denemek  için sigarayı elinde ve ağzında yakmadan bekletirler, içiyormuş gibi yaparak kendi kendilerini taklit ederler ya, aynen böyle.... Uzun yıllar boyunca kendime, sadece ve sadece kendime yazdım, onları birer çeyiz sandığı gibi  biriktirdim, onbir yıl öncesi kendimi her yalnız hissettiğimde, sarılacak ve yaslanacak bir omuz aradığım her günde, arayıp bulup onlarla dertleştiğim, paylaştığım ve daha çok melankolik bir hüzünle cümlelerinde ve mısralarında, şimdi daha iyiyim’i bulduğum zamanlardı... Küçük bir oyundu çocukken, herkes bebekleriyle oynarken, ben cümleleri kafamda birleştirmeye çalışır, küçük bir kızın gittikçe büyüyen minik romanını tasarlardım... Ve hatta gençken, genç bir anneyken, yirmidokuzunu yaşayan orta yaşlı bir kadınken de kendi oyunumda gizlenir, kendi şiir ve yazılarımın arasında ruhumu dinlendirir, arkadaşım, dostum, sırdaşım olurdu defter defter sakladığım hazinem...Ve onbir yıl önce hazinemi kaybettim, çocuklarımı kaybetmiş gibiydim, çocuklarımdı, benden bir parçaydı hepsi, benim kelimelerim, benim cümlelerimle süslenmiş her bir anıydı, her bir yaşanmışlık, her bir acı, her bir hüzün yaprağı... Birden bire yok oldu, taşınma sırasında mı çöpe atıldı, kamyondan düştü de öyle mi yok oldu, bilemiyorum, hiç bir zaman  da bilemeyeceğim... Kimbilir, belki kıymetini bilmeyecek birinin elinde kahkaha malzemesi oldu, belki de üzerinde yemek yenilen gazete kağıtları gibi kullanıldı, yendi, bitti... Şimdi  nerede ve nasıl, hangi yıpranmış sobanın külllerinin, hangi ç... Devamı

07 12 2008

şiire selam söyleyin

Uzun zamandır şiir, yazmıyorum... Ve hatta okumuyorum... Şiirden yana değil sanki duygularım... Halbuki bende şiir; bir resmin tuvali, elim, ayağım, yaşamın içinde dönüp duran günlerim, gecelerim...  Sanki bir yanım eksik, bir  çok yeri parçalanmış elbiselerimin, yüzümde yer yer beliren çizgilerin, aynada baktığım gözlerimin içinde yok şiir... Bunun için yarımım... Hissediyorum, duyuyorum, büyük bir eksiklik var...Peynirsiz, ekmeksiz bir kahvaltı sofrasındaymışım gibi şaşkın;aç kaldım, açıkta kaldım, şiirsiz kaldım...Bunun içindir belki çılğınlığım, yıkılmışlığım, yakmışlığım, yakılmışlığım....Bunun için yetimim, bunun için biraz kırık, biraz sendelemiş, tökezlemiş, bir haldeyim hayattan düşmüş, kalkamamış...Yazmadıkça, yazamadıkça, şiirin arkasına saklanmadıkça,mısralarla avunmadıkça                                                  yaşamıyorum...Şimdilerde bir yanım eksik,Bir yanım yarım Yokuş aşağı inerkenSusuz çeşmelerde Yorgun şehirlerdeŞimdilerde,Karanlık gecelerdeIşıksız kaldım...Soluksuz,Nefessiz,Şiirsiz kaldım...Şimdilerde uyandım düşlerimdenŞimdilerde kırıldı dalımŞimdilerde seviyorum...HasretimBenliğim ŞiirimSöyleyinKaldırsın beniŞimdilerde bilsinOnu  özlüyorum...Şimdilerde küskünüm,Şimdilerde yok saklanacak yerimŞimdilerde üşüyorumBeni şiirlere örtünBeni mısralaraBeni beyitlerle gömünŞiirlerle geldim,Şiirlere gidiyorum...ferkul17kasım2008 23.08... Devamı

26 11 2008

Birlik olmak

Birlik olmak,Aslında bu sayfaya siirimsi yazılarla, hayatın içinde ne kadar siirimsiyiz_i  resmetmeyi hedeflemiştim... Bugün olduğu gibi , yaşamdan ve andan etkilendiğim zamanlarda yazdığım bir kaç günlük yazım da var bakarsanız günlüğümde... Eğer duyguları, yaşanmış ve yaşanmamışlıkları yazıyorsam, bunları da yazmalıyım gibi geldi bana... Hayatın ve şiirin içinde, şiirimsi olumsuzluklar kadar kavgalar, yanlışlar ve olmazlar da çok çünkü, onlara da şiirimsi bakmak gerek diye düşünüyorum...Dün okuluma bir sendikanın Ankara’dan  yetkili görevlileri geldi... Çok fazla bulunamadım toplantılarına, sadece çıkışta biraz oturup dinledim... Kendi sendikaları, yaptıkları, yapacakları ve olması gerekenleri konuşurken düşündüm ve söyledim ki, biz rengarenk insanlar olarak  bir arada huzur içinde yaşıyor, çalışıyor ve üretiyorken, siz bizim haklarımız ve ortamımız için kurulmuş, çalışan görünen bir kaç sendika niçin bir araya gelip,bir masa etrafında kardeşçe, senin rengin, benim rengim demeden, ortak çıkarlar doğrultusunda hiç bir konuda anlaşıp bir şey ortaya koymuyorsunuz?... Cevap o kadar  cümleler ve kelimelerle süslenmiş bir çok uzun konuşmalardan oluştu ki, zaten uzun konuşmaları dinleme özrü olan ben dinlemekten sıkıldım, sıkıldımsa da duydum, cevabını gözlerinde okudum, zaten bilirsiniz, çok konuşuyorsan hiçbir şey bilmiyorsundur, veya söylemeyeceksinizdir... Bilmiyorlardı, yapılamazdı, kimse buna yanaşacak kadar insanca yaklaşamıyordu belki, var oldukları, oluşturdukları topluluğun çıkarlarından çok renkleriydi onlar için önemli olan.Ve belki de kimin başardığı, ben yaptım, duygusunu ve zaferini kimin yaşayacağı...Onsekizinci memuriyet yılımı yaşıyorum ve sade... Devamı

21 11 2008

hayal ettiğince

           Dünyanın sonu gelmiş de ortasında kalmış gibiyim bugün...  Size de olur mu bazan?... Ortalarda bir yerde hiç bir sebep veya sorun yokken olmadık bir yerde ve zamanda buluverirsiniz kendinizi hayatın içinde sürüklenirken... Bir karanlık kalp çarpıntısı...  Halbuki her şey yerli yerindedir ve düzgün gidiyordur... Yine de içinizi kemiren, ansızın baş gösteren bir ortada kalmışlık, bir sonu gelmişlik kaplar yüreğinizi... Anlamasızlığı  yaşamak, belki gerçekten duyumsayan ve ayrıştırmayı fazlaca yaşamının içinde var eden insanların kaderi galiba....Bu gün bir yazıda sanatçı ruhu taşıyan, duygusal insanların, hatta özellikle  ünlü ressamların şizofren olduğunu, bu rahatsızlıklarını resimlerde gösterdiklerini, okudum...  Düşündürdü, hatırlattı, yorumlattırdı kendini bu yazı, okuduktan sonra bir süre beyninizde yankılanan şiirler gibi... Eskiden de öğrenciyken olsun, normal bir yaşam çizgisinde topluluklar arasında gezinirken olsun, bunu hep duyardım, suçlanırdım, hatta bu konu yüzünden çok söz işitmişimdir olumsuz olarak şahsıma... Sanatçılar kafasının bir yeri eksik insanlar, diye... Çok fazla düşünürken dalgın, unutkan ve savruk oluyorsunuz yaşam çizgisinde rüzgarlar estiren ve sustuğu halde konuşturan rüzgarlar... Bu, insanlar arasında biraz yabancı ve yalnız bırakıyor sizi... Çok düşündüm, bir tarafını eksik hissettiğim bir yaşam sürdüğüm kesin de, bu guruba dahil miyim diye... Tabii ki sanatcı değilim , kendimi o gruba dahil edebilmek için çok geç kaldım yazmaya, şiirimsi bir kaç yazıyla sanatcı olunamayacağını da biliyorum...  Ama diğer insanlardan farklı bir duyumsama, ayrıntı ve ayrımsamala... Devamı

17 11 2008

Kendime Mektup:__ 2

 İçimden geldiği gibi,İçinden geldiğince yazmak istiyorsun, içinden geldiği kadar yaşamak... Bazan bir yerde tükenip bitmiş bir masalın ortasında buluyorsun kendini, sonu geldi, işte şimdi tam imza zamanıdır, diyorsun... Bakıyorsun masal bitmiş, üç elma dağıtılmış ama, yeniden çıkmış koca bir dev karşına, yine korku, yine savaş, yine sevgi, yine mevsimler.... Yine sona yaklaşmış başlangıçların döngüsü...  Dünya seninle birlikte dönüyor, sen dünyasız yaşıyor muşsun gibi...  Başka birinin masalı, bir başkasının oynadığı film karelerinden alınmış gibi günlüğün... İnsanlar geçip gidiyor önünden.... Her gün, her saat, her dakika yürüyen, koşan, duraksayan, tökezleyen, düşen ve kalkan  insanlar....  Düşünen, düşünemeyen, ayrımsayan ve ayrımsatanlar.... Zordur onları yaşamak... Seyretmek en kolayı... Sarışın, esmer, güzel ve çirkin yürekler...  Duvarlar ardında gizlenen, dışarıda rengarenk elbiseler....  Dedikodular, yakınsamalar, yabancılar, yanlışlar... Gülümsemeyi unutmuş, safiyet in yerini alan karanlık simalar, gözlerinde nasibini arayan bir soru işareti... Sorular,sorular... Yaşamın içinden alınmış cevabı bilinemeyen sorular... En çok da beyinini kemiren bu soruların dalgası vuruyor gemine, batışına en çok sebep belki de bu, sorular... Battı mı gemilerin?.. O da ayrı konu aslında... Bir batışla çıkış çizgisi arasında kaldın... Ortada bir yerde, ne, ileri ne geri... Gün akşama dönünce gecenin içine saklanmış hüzne bırakıyor kendini... İçinden geldiğince yaşanamayan gündüzler, içinde kendinin olmadığı ruyalara bırakıyor uykuları... Bu kadar mı acımasızdı hayat, sen mi hiç okumadın, doğru hecelemesini mi bilemedin?... Bir yerlerde,bir uzak bir diyarda ... Devamı

12 11 2008

Dik dur,

Dik dur, eğme başını, dik dur ki, yıkılmayasın bin bir emekle dizdiğin taşların....Dik dur,dik, kaldır başını, değmesin yere gözlerin, kaldır rengini...Yakışmaz sana yere doğru eğilmek... Yakışmaz sana toprağın rengi, göğe kaldır başını, maviye sür yüzünü... Bir fotoğrafçı gibi iyi çek hayatının pozunu, güzel çıksın manzara resmin ...Dik dur, dik, dikenler kesmesin yolunu, kayalara vurmasın dalgaların, enginlere açılsın, ufka baksın başın...Dik dur, dik... Elini uzat boşluğa, korkmadan... Yakışmaz sana ne korku, keder, ve hiç bir deprem yıkamaz seni.... Dik dur, dik yürü, karanlığa dayan, diren mevsime, doğmayan güneşe,ellerinden çok parmaklarını üşüten soğuğa ver bağrını, sokaklara, evlere, köşe başlarında ağlayan çocuklara doğru dik dur, diren... Avizelerle aydınlatılmış, parlayan odalar içindeki kalabalık yalnızlığa diren...Dik dur, dik, uykudayken gör rüyaları, uyanıkken serilsin önüne kır çiçekleri, bahçeler, bütün sevdiğin renkler... Dik dur ki görmek nasibin olsun, dik dur ki renkler önünde deniz olsun, çırpınsın dalgaları...Dik dur, dik, eğme başını, eğme gözlerini yere... Senin için, herkes için, sevdiklerin için, sevmediklerin için, hayat dediğin her şey için , hepsi için kaldır başını, burdayım de, sizinleyim, bir yere gitmiyorum...Duruşunla göster kendini, yalan olmuş doğrulara, yanıp giden bütün yarınlara olsun duruşun... Yeniden doğabilesin diye, yeniden geleceğe bir kapı açılsın diye önüne, sonsuz, umutlu...Duruşunla aç pencereleri, ışık doğsun, , yüreğine girsin... Aydınlık sabahlara uyandır bedenini, neşeli sabahlara, gül yüzlü dostlara aç yüreğini... Dik duruşunla açılsın kolların....Dik dur, dik tut tebessümlerini, özlemle... Devamı

06 11 2008

SENCE BEN

<a href="http://www.flickr.com/photos/httpsiirimsilerleblogcucom/2846054197/" title="harabeye dönmüş bir mazi by f_erkul, on Flickr"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3050/2846054197_403eef43d2.jpg" width="317" height="300" alt="harabeye dönmüş bir mazi" /></a>sensendiyediyebenikaybettim...bence senbenim kadar bileseni sevmedin...benbendiyediyebeni kaybettin....senbendiyediyebizi bitirdin...sence bensendeykenneredeydim?....ferkul1ekim200822.07... Devamı

02 11 2008

Akrabalık bağı olmadan

Karşı dairede oturan yaşlı bir ninem ve dedem var...  Bu akşam onları ziyaret ettim...  Bir iki haftaya yakındır, ziyarete yeltendim ama yoğunluk ve koşuşturmacalar arasında fırsat bulamadım bir türlü... En sonunda bu akşam çaldım kapılarını... Nur yüzüyle ninem açtı kapıyı... Nasıl da sevindiler, nasıl da şaşırdılar... Yolun aşağısında oturan kızlarının evindeler çoğu zaman, eve akşamları yatmaya gelebiliyorlar, normalde anca kapıda karşılaşırsak merdivende yürürsek birlikte eve doğru, o şekilde bir merhabamız var... Ama bu kalplerimizin, yüreğimizin muhabbetine engel değil... Beni de çok sever... Bu sevgisinin saf, temiz, ve duruluğu içimi eziyor, hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim şefkat dolu, dua dolu bir sevgi bu.... Hele bu zamanda az rastlanır bir şey....  Biraz da şanslı olduğumu, Alllah’ın sevgili kulu olduğumu düşünüyorum, böylesi bir sevilmeye layık olamayacağımı da tabiii... Bazan her gün görseniz de hiç konuşmadan yanından geçip gittiğiniz insanlara duyduğunuz sevgi konuşur, kokusunu hissedersiniz, yanıbaşınızdan gecerken, ruzgarı bulur sizi, alır götürür...Nineminki de böyle bir sevgi... Ben olsam da, olmasam da, kapımın önünden bana dua etmeden geçmez... Hatta dedem diyor ki, bir kere de ferkul’dan önce kendi evine dua et, oku, üfür , dedim... Yine de önce sana dua ediyor.... Gözlerim yaşaracaktı az kalsın...Tuttum kendimi.. Bazan en olmadık yerde sözümü dinletemem o sıcak gözyaşlarına, bazan de kuzu kuzu dinlerler beni, istediğim yer ve zamana saklanırlar....  Konuşmaya ihtiyaçları vardı... İkisi yalnız kalmışlardı o kadar kalabalık bir aileden sonra sessiz  sedasız birkaç odaya hapsetmişlerdi kelimelerini... Biraz da yaşamlarının tamamını geçirdikleri köy özlemleri vardı ki, an... Devamı

29 10 2008

ev_leniyoruz biz

                            Evlenme  programları üzerine, Toplumumuzda bilinen bir usuldür görücü usulü.... Yıllarca süregelen ve sanırım daha uzun yıllar devam edecek bir evlenme adetidir... Bugünlerde televizyon kanallarında popüler olan, reyting sıralamalarında da epeyce ön sıralarda yer alan bu programlar her gün çeşitli kanallarda sunucularıyla renklendirilmiş bir şekilde evimizde yerini aldı... Hem de baş köşede... Sakın ben izlemiyorum, izlemedim, ilgimi hiç çekmedi demeyin, inanmam... Bu kadar popüler olması bir arz talep ve seyretme sonucu olmalı....Demek ki izliyoruz, ilgimizi gerçekten çekiyor...Ben izliyorum, ne yalan söyleyeyim?...))..  Yazın daha çok vaktimin olduğu günlerde izleyebiliyordum... Şimdi biraz vakit sorunum olunca arasıra işlerimden zaman bulduğum ölçüde seyrediyorum...Olumsuz yönde eleştirmeyeceğim, sandığınızın aksine tü, kaka diyerek seviye dışı veya  insanlarla oynanıyor da demiyeceğim...  Demek ki toplum bunu ön sıralara taşımış, çoğunluk halkın isteği ölçüsünde izleniyor...  Kimse de zorla, bu programları izleyin, demediğine göre sanırım insanların ilgi alanına ve ihtiyaçlarına cevap veren programlar bunlar... Demek ki halkımızın bir çoğu bu konuda da mağdur , evlenecek kişi ya da istediği ölçüde aday bulmakta zorlanıyor... Bakıyorum yaşı kaç olursa olsun, ister  20 , ister  75 hayatı paylaşacak , kendini önemseyecek, sevgi isteyen, şafkatten ve sahiplenme duygusundan yoksun insanlarımız çoğu....  Tabii bir de maddi boyutu var olayın... Sevgi ve şefkatin de olduğu, ev, araba, maddi ferahlıkla beraber bütün güzel bildiğ... Devamı