17 10 2010

VURABİLİR MİSİNİZ BİR ATMACAYI SÖĞÜT DALINDA?..

 

Bir garip yavru kuş idi, bir söğüt dalına konmuş idi... Dalda bir kuş, dağda bir söğüt, yuva edinmiş idi birbirini. Sarmış sarmalamış idi söğüt kuşu... Ağaç mutlu, kuş da söğütten hoşnut idi...

Yıllar yılı büyüdü yavru kuş... Kuş oldu, güvercin oldu serçe oldu, kendi oldu, başkası oldu... Uçmayı öğrendi, başka kuşlarla dost olmayı, hep uçtu, ama düşmeyi öğrenmedi... Düşülerse nasıl kalkılır, nasıl uçar bir kuş düşerse yeniden, nasıl kalkar, nasıl kanat çırpar, bilmedi... Gitti, geldi, döndü, hep o söğüt dalına kondu... Kim ne derse desin o bir garip kuş idi...

Bir  bahar günü bir kurşun geldi tuttu kanadından... Hiç beklemiyordu garip kuş; vuruldu...Vuruldu da garibim, sesi duyulmadı... Yüreğinin köşeciğinde bir mermi, çıkmadı hiç, orada yaralı, kaldı... Ne gidebildi, ne kalabildi, ortada olmak ne zor idi?.. Kuş ölmedi, ölmek tam da zamanıdır desen de içinden; bazen mümkün olmaz idi...

Yarasını sarmayı öğrendi, yaralarla yaşamayı, kalp kırılsa da, tam ortasından vurulsa da, atmaya devam eder, tik tak, tik tak, her kalbin atışı başkadır çünkü... Kuş olunca kalbi atmaz mı sandınız siz?.. Söğüt dalları arasında saklanmak, orada kalmak işine gelmiş idi garibin...
Ne vurmak ne vurulmak ister idi...

Bir garip kuş idi, yarasını sarmak bile istemez idi, onunla yaşamaya alışmış idi...
Yine söğüt dallarından uzaklaşmadan, alçaktan uçar, serçelerle dostluğa devam eder idi... Günlerden bir gün, yine bir kurşun geldi, bu kurşun zalim idi; vurdu ta yüreğinin içinden, bu kez deldi geçti yüreğini... Acıttı, kanattı;  bedeninin her yerine bulaştı kanı... Her yer kan, her yer kan, her bir kanadı kan olmuş idi... Her bir zerresinde bir acı çöreklendi kaldı orada... Zalim bir mermi idi... Kuşa da acımadı, söğüte de... Önce öttü kuş günlerce, hatta yıllara böldü, çarptı, çırpındı, elinden bir şey gelmedi; içinde çıktı sesi... Kimseler  duymadı...
Söğüt bile duymamış idi...      

Ve; Daldan düştü kuş...

Bir garip kuş idi, uçmasını bilirdi, dalda konmasını, düşmesini değil... Düştü, yerde yaşamak dalda yaşamaktan daha zor idi... Çırpındı, kanat açtı, düşüp kalkıp uçmasını öğrendi... Sonra savaşmasını, acımaması için yaralarının, acıtmasını... Vurulmamak İçin, Vurmayı... Büyüdü, büyüdü, uçmasını öğrendiğinde artık o, bir Atmaca idi...

Atmaca kuşa benzemiyor idi, söğüt dalına bile konmuyordu... Daha bir yüksek uçuyordu şimdi... Sesi yırtıyordu yeri göğü, korkutuyordu, korkmuyordu... Artık o bir garip kuş değildi... Ne kendine benziyor idi, ne atmacaya, bir başka olmuş idi... Herkes ondan uzaklaşır olmuş idi... Zalim kurşunun kanı her yerine bulaşmış idi... Derdi gücü yırtmak, kırmak, parçalamak, düşene saldırmak idi... Yüreğindeki kurşunları da unutmuş idi. Acı çekmeye alışmışken, acı vermeye başlamış idi... Dostlukmuş, sevgiymiş,vefaymış, umurunda değil idi...

Artık kimse atmacayı vuramaz idi, hiç bir kurşun atmacanın yüreğine dokunamaz idi...

Garip bir kuş idi, atmacaya dönüşmüş idi...
Böyle olsun istemez idi... Zalim bir  kurşuna yenilmiş idi...
Kendi olması için artık çok geç idi...


Atmacanın suçu neydi?


ferkul

15 ekim2010

36
0
0
Yorum Yaz